|
KAZILAR VE
ARAŞTIRMALAR
Burdur bölgesinin de içinde yer aldığı PİSİDYA coğrafyasında bugüne kadar yeterli
sayılabilecek kadar arkeolojik kazılar ve
araştırmalar gerçekleştirilmediği için,
bölgenin çok zengin olan arkeolojik
potansiyeline karşın tarihi çağlarına
yeterince ışık tutulduğu söylenemez.
Bu genel tanımın çerçevesinde bölgemizdeki
araştırmaların arkeolojik kazılara göre
biraz daha eskilere gittiği görülmektedir.
Bölgemizi ilk defa 1706 yılında Fransız
seyyah Paul Lucas’ın ziyaret ettiğini ve bu
ziyaret sonrası yazdığı anılarında bölge
hakkındaki bir çok genel bilgileri
Avrupa’nın insanlarına ilettiğini
bilmekteyiz. 19. yüzyıl başlarından itibaren
W.J. Hamilton, Cherles Texier, 1824’te Rahip
F.J. Arundel gibi gezginler bir çekim
noktası haline gelen bölgeyi ziyaret ederek
daha sonra yaptıkları yayınların yanında
bölge ile ilgili mimari çizim, gravür ve
resimler de yayımlayarak batılılara yeni
mesajlar vermişlerdir. Anadoluya 1884
yılında yaptığı ikinci seferde yanında
herkesimden meraklının da bulunduğu geniş
bir heyetle gelen Kont Lanckoronski,
Pampilya ve Pisidya bölgelerinde uzun süre
kalarak buradaki antik kentleri her yönüyle
tek tek inceleme fırsatı bulmuş. Bu seyahat
sırasında bizim bölgemizde başta Sagalassos,
Kremna ve Keraita gibi Pisidya kentlerini
görerek yazdığı (1892) iki ciltlik kitabında
bunları tanıtmıştır.
Burdur İlinin çok zengin olan arkeolojik
potansiyelini, özelikle tarih öncesi
(Prehistorya) çağlara ait Yeşilova İlçesi,
Beşkuyu Köyü yakınlarındaki mağara
resimlerinden bölgenin Paleotik (Taş Çağı)
döneme (700.000 – 10.000 arası) ışık tutan
araştırmaların H.A. Ordmred ve A.M. Woodwerd
tarafından 1909 – 10 yıllarında yapıldığını
bilmekteyiz.
Burdur – Baladız demiryolu
çalışmaları sırasında bölgemizin ön tarihine
ışık tutan yerleşimlerden olan Baladız
Höyükte 1944 yıllarında Kılıç Kökten’in
küçük çaplı kazı ve yüzey araştırmaları
çalışması yaptığında, ilimiz merkezinde ki
istasyon höyükte de bir araştırma yaparak
burayı da bilim dünyasına duyurmuştur.
Burdur’un asıl ön tarih
araştırmalarında isminin duyurulması 1956
yıllarında lise tarih öğretmeni olan İbrahim
Sadi Balaban’ın o yıllarda bölgede yüzey
araştırması yapan İngiliz Arkeoloji
enstitüsü üyelerinden Prof. Dr. James
Mallert’a vermiş olduğu geç neolitik dönem (M.Ö.
5650) bir seramik örneğinden hareketle
Burdur Merkezinin 25 km batısındaki bugünkü
Hacılar Köyünün yakınında bulunan höyüğün
1957 – 60 yılları arasında 4 sezon süren
arkeolojik kazıları başlatmasıyla ortaya
çıkarılmıştır. Bu kazı sonucunda bu zamana
kadar bilinen en eski ve en yüksek düzeyde
bir kültür evresinin burada bulunmuş
olmasıdır. Hacılarda keşfedilen 9. Kültür
tabakasından IX. – VI. tabakalarına (M.Ö.
5650 – 5400) geç neolitik (yenitaşçağı) V. –
I. tabakaları (M.Ö. 5400 – 4700) kalkolitik
(erken bakır taş çağı) dönem olarak tespit
edilmiştir. Hacılarda yaşanmış olan Geç
Neolitik ve Erken Kalkolitik çağların en
belirgin özellikleri insanların nomatlıktan
çıkarak dünyadaki en önemli icat sayılan ev
yapmasını bilen toplum olarak yerleşik
hayata geçmiş, bazı hayvanların
evcilleştirilmesi, toplayıcılık ve
avcılıktan üretime geçilmesi, alet yapımının
gerçekleştirilmesi ve daha önemlisi hemen
hemen her evde bulunan ana tanrıça kültünün
olması evlerin ayrıca bir tapınma yeri
olduğunun da bir göstergesidir.
Anadolu’da bu dönemin en önemli yerleşim
yerlerinden Çayönü, Nevali Çöri, Aşıklı
Höyük, Çatal Höyük ve Hacılar Höyüklerini
saymak doğru olur.
Burdur ili sınırları
içerisindeki prehistorik yerleşimlerinin
yalnız Hacılardan ibaret olmadığı Kuruçay,
Gölde, Höyücek, İstasyon Höyük gibi
yerleşimler üzerinde de yapılan
araştırmalarda yörenin ön tarihi ile ilgili
özellikle seramik buluntularına
rastlanıldığını görmekteyiz.
Hacıların 8 km kadar doğusunda,
Burdur’un 17 km batısında bulunan Kuruçay
Höyükte bilimsel ölçekte İstanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Önasya
Arkeolojisinden Prof. Dr. Refik Duru
tarafından 1978 – 88 yılları arasında 11
sezon süren bir kazı yapılmıştır. Kuruçay
kazıları Burdur bölgesinde Geç Neolitik ile
kalkolitik dönemlerin yalnız Hacılar da
olmadığını, Göller Bölgesinin bu dönemde
yoğun bir yerleşim gördüğünün bir kanıtı
olmuştur. Ayrıca ilk defa kentlerin güvenlik
sorunlarının ön plana çıktığı sur duvarları
ortaya çıkarılmıştır.
Gerek Hacılar ve Gerekse Kuruçay Höyük
kazılarında olduğu gibi Anadolu Prehistorya
merkezlerinden önemli biride yine Prof. Dr.
Refik Duru hocanın kazdığı Burdur Bucak
ilçesi merkezinde bulunan Höyücek Höyüktür.
Höyücek Höyük kazılarında Geç Neolitik ve
erken kalkolitik döneme tarihlenebilen
pişmiş toprak objeler, kemik, taş, obsidiyen
malzemeler bulunmuştur. Daha da önemlisi
anatanrıça kültü ortaya çıkmıştır. Ayrıca
Höyücek Höyükte iskana tabi olunan ev
temeline rastlanmadığı, burasının kutsal bir
alan olduğu tesbit edilmiştir.
Burdur ili sınırları içerisinde Ağlasun
ilçesinin 7 km kuzeyinde Akdağın güney
eteklerinde 1450 – 1600 metre arası
yükseklikte kurulmuş bulunan Sagalassos
antik kenti son üç yüz yılda batılı seyyah
ve araştırmacıların uğrak yeri haline
gelmiştir. 1980 li yılların başlarında
İngiliz araştırmacı Prof. Dr. Stehpen
Mitehell’in yanında araştırmalara katılan
Belçikalı Prof. Dr. Marc Waelkens 1989
yılından itibaren Sagalassos kazılarını
başlatmıştır.
Sagalassos kazıları 17. sezondur başarıyla
devam etmektedir. Bu kazı ülkemiz de yapılan
ve sayıları 40’a varan yabancı kazılar
içerisinde ve hatta Doğu Akdenizde (Anadolu
– Suriye – Ürdün – İsrail) yapılmakta olan
en önemli bir arkeolojik projedir.
Sagalassos kazısı yalnız başına bir
arkeolojik kazı çalışması değil, daha bir
çok interdisipliner dallarda da araştırmalar
yapılan bir yerdir.
Sagalassos kazılarında bu güne kadar Geç
Helenistik çeşme yapısı, Neon Kütüphanesi
kazıları bitirilerek restore edilmiş
vaziyette ziyaretçi hizmetine sunulmuştur.
2005 yılında deneme restitisyonu tamamlanan
Kuzey Batı Hereon yapısı ile restorasyonu
büyük bir hızla devam etmekte olan
Antoninler Çeşmesi de yakın bir tarihte
bitirilerek eski günlerdeki durumda ziyaret
edilecektir.
Burdur ili sınırları içerisinde bu kazıların
dışında yine Burdur Müzesinin başkanlığında,
ancak, üniversite hocalarımızın bilimsel
sorumluluğunda ilki 1971 – 73 yılları
arasında Bucak İlçesi Çamlık Köyü
yakınındaki önemli bir Pisidya kenti sayılan
Kremna da Prof Dr. Jale İnan bir kazı
yaparak şu anda Burdur Müzesinde bulunan ve
sayıları 10’un üzerinde olan tanrı ve
tanrıça heykeltıraşlık malzemelerinin
bulundukları ortamı açığa çıkararak
yerlerini düzenlemişlerdir.
Yine 1973 – 74 yılları arasında
Alman Prof. Robert Fleischer Ağlasun İlçesi
Sagalassos antik kentinde yüzey araştırması
yaparken Kuzey Batı Heron da küçük bir
sondaj kazısıyla toparladığı 8 adet Dans
Eden Kızlar frizlerini buradan alarak
Ağlasun İlçesine indirmiştir.
Bu gün Burdur İli Gölhisar
İlçesi İbecik Köyü sınırları içerisinde
bulunan Bubon Antik kenti daha 1960’lı
yılların başında ulusal ve uluslararası
kaçakçıların talanına uğrayarak yağma
edilmiştir. Bu yağmanın bir ayağı Amerika,
diğer ayağı ise Batı Avrupa Ülkeleridir. Bu
talandan 1967 yılında Jandarma tarafından
yakalanan Roma İmparatoru Valerianus’a ait
olduğu tahmin edilen Bronz torso heykeli
Burdur Müzesinde bulunmaktadır. Maalesef bu
torso’nun başı Amerika’da Poul Getty
Müzesinde, ayağı Danimarka’da bir
koleksiyonerde olduğu tahmin edilmektedir.
Bu yağmalamadan sonra ilk defa 1970 yılında
Burdur Müze Müdürü Mehmet Yılmaz tarafından
yapılan kazıda Bubon Sebastionu diye
adlandırdığımız İmparatorlara ait yer açığa
çıkartılmış, daha sonra Burdur Müzesi’nin
katılımıyla Prof. Dr. Jale İnan’ın bilimsel
sorumluluğunda 1991 yılında Bubon
Sebastion’unda yeniden yapılan kazı ve
sondaj çalışması ve çevre düzenlemesi
yapılmıştır. Son olarak Bubon Antik Kentinde
1993 yılında Müze Müdürü H. Ali Ekinci’nin
yaptığı kurtarma kazısında muhtemel bir
tapınak temeli ortaya çıkartılmıştır. Sonuç
olarak sayılarının 10’un üzerinde olduğu
bilinen, Bubon Sebastion’unda bulunarak
dünyanın bir çok müze ve galerisine
kaçakçılar tarafından satılan bronzdan
yapılmış Roma İmparatorlarına ait
koleksiyonun olduğu tahmin edilmektedir.
Bucak ilçesi sınırlarında bulunan M.S. XIII
Yüzyıl Selçuklu eserlerinden İncirhan
Kazıları Burdur Müzesinin katılımı ve Ege
Üniversitesi Sanat Tarihi Anabilim Dalı
Başkanı Prof. Dr. Rahmi Hüseyin Ünal’ın
bilimsel başkanlığında 1990 ve 2000’li
yıllar arasında 3 sezon kazılar yapılmıştır.
Kazılar sonucunda İncirhan’ın Avlu bölümü
açığa çıkartılmıştır. Ahır bölümünün hemen
hemen ayakta olduğu Han’ın ve bugün ayakta
olmayan ve toprak altında bulunan avlusunun
büyük bölümü ortaya çıkarılmış olup, bu kazı
çalışması gelecekte yapılacak olan
restorasyona dönük çalışmalara yardımcı
olacaktır.
Kültür ve Turizm Bakanlığının izinleriyle
Bakanlar Kurulu Kararlı, katılımlı kazılar
ve Müze Kurtarma Kazılar olarak adlandırılan
3 çeşit kazı yapılmaktadır. Yukarıda genel
anlamda Bakanlar Kurulu izinleri ve müzenin
katılımı ile yapılan kazıların dışında
Burdur Müzesi Kurtarma Kazıları adı altında
yapılan birçok kazılarından da söz edeceğiz.
Bunlardan ilki 1975 yılında o
zamanın Müze Müdürü Kayahan Dörtlük’ün
Gölhisar İlçesi Uylupınar Köyü sınırları
içinde Toprak Tepe Tümülüsü olarak bilinen
yerde yaptığı kazılar sonucu M.Ö. VI.
Yüzyıla tarihlenebilen önemli mezar
buluntuları ele geçirilmiştir.
1984 yılında Burdur Gölü’nün kuzey tarafında
İlyas Köyü sınırları içerisinde ele
geçirilen bir heykel buluntusundan sonra
Müze Müdürü Mehmet Türkmen tarafından
Lisinya antik yerleşiminde yapılan kurtarma
kazısında kentle ilgili mimari buluntulara
rastlanılmıştır.
1987 yılında Gölhisar İlçesi Kibyra Antik
Kenti içerisinden geçen Böğrüdelik Yayla
Yolu açıldığı sırada açığa çıkarılan mezar
odalarının temizlik çalışması Müze Müdürü
Selçuk Başer tarafından yapılmıştır. 1989
yılında Müze Müdürü Selçuk Başer tarafından
Gölhisar İlçesi Kibyra Antik Kenti
Odeon’unda oturma sıralarının açığa
çıkarılmasıyla ilgili bir sondaj kazısı
yapılmıştır.
Burdur ili Yeşilova ilçesi Salda Köyü
sınırları içerisinde 1996 yılında
Sultanpınarı mevkiinde kaçak kazıcıların
müdahale ettiği, daha sonra Burdur Müzesinin
çalışmalar sonucunda M.Ö. V. Yüzyıla ait bir
mezar odasının açığa çıkarılması, 1996
yılında Burdur Merkez Yakaköy sınırları
içerisinde yarı bölümü taş ocakları
işletilmesi nedeni ile yok olan Yarım
Höyükte yapılan kurtarma kazısı sırasında
Geç Kalkolitik ve Erken Tunç Çağı yerleşimin
açığa çıkarılması, 1998 yılında Karamanlı
İlçesi Harmankaya Köyü sınırları içerisinde
Çeştepe Tümülüsü kazısı yapılarak kaçakçılar
tarafından kısmen tahrip edilen anıtsal
mezarın ortaya çıkarılması ve 2001 yılında
aynı tümülüsün yıkılan Dromosunun tamiri ve
çevre düzeninin yapılması, 2002 yılında
Gölhisar İlçesi Kbiyra Antik Kentinden
çıkarılarak kaçakçılar tarafından
kaçırılırken yakalanan Gladyatör
firizlerinin ortaya çıkarılmasından sonra
nekropol alanından geçerek Jimnazyum’a giden
anıtsal yol üzerinde yapılan sondaj kazısı
ve çevre düzenlemesi, 2003 yılında Gölhisar
İlçesi Yusufça Beldesi yakınında kaçakçılar
tarafından ortaya çıkarılan Mozaik döşeli
bir alanın ortaya çıkması üzerine yapılan
kurtarma kazısı ile M.S. V. Yüzyıla ait
Erken Dönem Bizans Kilisesinde kazı
çalışması ve 2004 yılında aynı yerde yapılan
kazı çalışmalarıyla Kilisenin Narteks ve
vaftiz bölümlerinin ortaya çıkarılması, 2005
yılında Karamanlı İlçesi Bademli Köyü
sınırları içerisindeki 3 Tümülüsler denilen
yerde 40 – 50 yıl önce kaçakçılar
tarafından tepesi açılarak içine girilen
Tümülüsün kurtarma kazıları Burdur Müze
Müdürü H. Ali Ekinci tarafından yapılmıştır.
Anadolu’da her yıl sayıları yüz’ü aşan yerli
ve yabancı kazıların yalnız başına
arkeolojik yeniliklerin bulunması, açığa
çıkarılması, çok önemli bir kültür
alışverişinin yanında (bu projelerde Türk
öğrenci ve araştırmacılarda yer almaktadır.)
kazı alanları ile ilgili yurt içinde ve yurt
dışında konferanslar verilmesi ve kazı
raporlarının önemli yayınlarda yayımlanması
ülkemizin tanıtımı bakımından önemlidir.
Ayrıca her bir kazıda ortalama 70 – 80
işçinin 2 – 3 ay gibi süreler içinde
çalışmış olması, özellikle yabancı kazı
ekiplerinin kazı çalışmaları sırasında
bulundukları bölgeleri tanımaları ve diğer
zorunlu giderlerini göz önüne alırsak
ekonomik boyutta önemli bir katma değer
getirisi olduğu da bilinmektedir.
Burdur ilinde arkeolojik
kazıların dışında konuşmamızın başında da
belirttiğimiz gibi 18. ve 19. Yüzyıllardan
itibaren seyyahların, araştırmacıların bu
bölgeyi sürekli olarak inceledikleri Ramsey
gibi tarihi coğrafyacılar, G. Baen gibi
epigraflar, Pisidya bölgesinin tarihi
coğrafyasını ve Grek Latin dilinde yazılan
yazıtları okuyarak yöre tarihini anlatmaya
çalışmışlardır. Sonuç olarak Pisidya Bölgesi
sürekli merak konusu olmuş, araştırmacıların
devamlı gelip çalışmalar yaptığı yerlerden
olmuşlardır. Burdur bölgesinde genel olarak
Prof. Dr. Stephen Mitehel Pisidia Kremna’sı
ve Codrula, Prof. Dr. Thomas Drew Bear
Burdur Müzesindeki ve Yeşilova bölgesindeki
Grek ve Latince yazıtlar, Dr. Vandeput
Lutgarde Sia ve Milias antik kentlerinde,
Prof. Dr. Thomas Corsten Kibyra ve
çevresinde, Prof. Dr. Marc Waelkens’in
Anadolu Kültür Envanteri çerçevesinde
Sagalassos ve çevresi araştırmalarını yapan
yabancı bilim adamlarıdır. Prof. Dr. Mehmet
Özsait 1970’li yıllardan buyana Pisidya
yüzey araştırmaları çalışmaları ile
bölgemizde yapılan belli başlı büyük ölçekli
yerli yüzey araştırmaları olarak çok
katkılar sağlamışlardır.
Burdur sınırları içinde yapılan
kazı ve araştırmaların başlangıcından
günümüze kadar genel hatlarıyla yaptığımız
bir incelemede görüyoruz ki İlimizi
arkeolojik olarak ön plana çıkaran geçmiş
yıllarda Hacılar ve Kuruçay Höyük kazıları
ile son zamanlarda Sagalassos kazıları
olduğunu görmekteyiz. Gelecekte de Pisidya
Bölgesinde yapılacak olan diğer kazı ve
araştırmalar bu bölge için bilinmeyen bir
çok bilgilerin yanında, yapılacak olan
restorasyon çalışmaları ile de ilimizin
kültürel değerlerini ortaya çıkartarak
Burdur İlimiz kültür turizminde haklı olan
yerini bulacaktır.
Bu çalışmaları Burdur’lular
olarak bugüne kadar olduğu gibi gelecekte de
her yönüyle desteklemeye devam etmeliyiz. |